Üstün Yetenekli Çocukların Güçlü Yanları

Üstün Yetenekli Çocukların Güçlü Yanları

Arkadaşlar, anne-baba ve öğretmen olarak üstün yetenekli çocuklarımızın güçlü yanlarını bilirsek, onlara davranılmasını istedikleri gibi davranmayı daha kolay başarabiliriz  ve onları daha iyi anlayabiliriz diye düşünüyorum. Üstün yetenekli çocuklarımızın güçlü yanlarını anlatan Hayati HÖKELEKLİ ve Turgay GÜNDÜZ ‘ün beraber kaleme aldıkları makaleyi sizlerle paylaşıyorum.

Mükemmeliyetçilik, duyarlılık ve güçlülük üstün yeteneklilikle ilişkili üç kişilik özelliğidir. Bunlar çocuğun bilişsel ve duygusal gelişiminin çok yönlü ve karmaşık oluşundan kaynaklanmaktadır. Bu özellikler yetişkin hayatında ortaya çıkacak potansiyel yüksek ahlâkî değerlere işaret ederler. Genel olarak üstün yetenekli çocuklarda, ilk yaşlardan başlayarak ahlâkî duyarlılığın belirtileri görülür. Bu çocuklar başkalarını dikkate alma eğilimindedirler; acıları hafifletme, güçlükleri giderme isteği taşırlar. Ayrıca adalet ve doğruluk gibi soyut düşünceler hakkında gelişmiş düşünme kabiliyeti sergilerler.

Çocuğun zekâsı ne kadar parlak olursa, ahlâkî meselelerle ilgisinin de o kadar erken başladığı ve o derece derin olduğunu dile getiren (Lovecky, 1994) görüşler vardır. Esasen, olgun bir ahlâkî gelişmenin temelinde yüksek seviyeli bilişsel süreçlerin rol oynadığı Piaget (1972) ve Kohlberg (1968) tarafından geliştirilen teorilerde açıkça dile getirilmiştir. Buna göre; ahlâkî gelişmenin otonom bir nitelik kazanması, bilişsel güçlerin gelişmesine paralel bir yol izlemektedir. Bu bakımdan, her ne kadar tek başına yeterli bir şart değilse de zekâ, ahlâkî gelişmenin en başta gelen şartı olarak görülmektedir.

Üstün yetenekliler deneyiminin en önemli özelliği onların ahlâki duyarlılıklarıdır. Çocuk herhangi bir alanda özel yetenekler gösterse de göstermese de ahlâki duyarlılık üstün yeteneklilik deneyiminin doğasında mevcut olan bir özelliktir (Silverman, 1994). Yüksek ahlâkî duyarlılıklarının bir sonucu olarak üstün yetenekli çocuklar başkalarına karşı empatik tavır, hoşgörü, başkalarına ve kendine karşı sorumluluk, dürüst bir tutum (herkese aynı standartlarla davranma); yardımlaşma; yaralıları, hor ve hakir görülenleri, sakatları, çaresizleri, hastaları ve kendi yalnızlıklarıyla perişan olmuşları düşünme; doğruluk, gerçeklik gibi yüksek ahlâki değerlere sahiptirler. Fakat bu değerlere sahip olan bireyler bunlara duyarsız bir ortamda itilip kakılma ve onlara sanki uyumsuz tiplermiş gibi davranılma riskiyle karşı karşıya bulunurlar.

Üstün yetenekli çocukların ahlâki yapıları üzerine ilk araştırma yapan Lewis Terman ve Leta Hollingworth gibi bilim adamları, üstün yetenekli çocukların çok yönlü karmaşık iç hayatlarının, erken etik ilgilerinin ve dünya ile ilgili yüksek farkındalıklarının olduğunu ifade etmişlerdir. Daha sonraki pek çok araştırmacı da bu kesimde ileri ahlâki yargılamanın belirtilerini gördüler (Bkz, Silverman, 1994; Cutts, 2001).

Sosyal ve ahlâki konulara erken içgörü geliştirme üstün yetenekli çocukların özellikleri arasındadır (Lovecky, 1994). Bazı üstün yetenekli çocuklar çok iyi bir sosyal bilinç geliştirmişlerdir. Bu nedenle savaşlarla, çevre kirliliği ile ve diğer haksızlık ve şiddet türü olaylarla yakından ilgilidirler. Onlar sıklıkla yetişkin ikiyüzlülüğünü ve olayların ört-bas edilmesini fark ederler ve yetişkinlerin kararsız ve mantıksız olabileceklerini keşfederek korku ve kızgınlık gösterirler.

Çoğu ileri derecede üstün yetenekli çocuklar sosyal ve ahlâki meselelere ilişkin içgörü sahibidirler. Din psikologlarına göre, dinî sorgulama, ahlâkın “ne”liğine ilişkin araştırma ve bir hayat ve ölüm felsefesini soyut olarak tartışma kabiliyeti sadece çocuk zihinsel olarak 12 yaşına ulaştığında ortaya çıkar (Hökelekli, 1988; 1993) Buna karşılık, Gross (1993) çalışmasında üstün yetenekli çocukların bunu 7,5 yaşına kadar elde ettiklerini tespit etmiştir (Lovecky, 1994).

Çok iyi bilinmektedir ki üstün zekâlı çocuklar ahlâki olarak daha bilgilidirler, ahlâki inceliklerin farkındadırlar, yaşıtlarına göre daha karmaşık ahlâki düşünceye sahiptirler. Dünyada yaşanan olağandışı durumları, karmaşık halleri ve birbiriyle çelişkili durumları yorumlama imkânı bulabilecekleri ya da en azından kontrol edebilecekleri kişisel bir inanç sistemine karşı arzu ve ihtiyaç içindedirler (Dodd ve Menz, 1996).

Sıklıkla doğruluk ve dürüstlükle ilgili kaygıları çok yüksektir ve bu ilgi ve kaygılar üstün yetenekli çocukların ileri ahlâki yargılama yeteneklerini yansıtır. Fakat henüz olgunlaşmamış duygusal (emotional) gelişim, çocukların aynı ahlâki yargılarına uygun davranışta bulunmalarına engel oluşturur. Dolayısıyla üstün yetenekli çocukların ahlâki konuları anlama kabiliyeti ile duygusal olarak bu sorunlarla başa çıkma arasında büyük bir fark vardır. Meseleleri anlama ile etik bir tarzda davranma arasındaki bu boşluk, sadece üstün yeteneklilerin yüz yüze geldiği ezeli bir problem değildir; sıklıkla eylemlerimizin betimlediği ahlâki düzeyden daha yüksekte yargılarda bulunduğumuz bir gerçektir (Dodd ve Menz, 1996). Bu nedenle çocuk oyunlarda kaybetmeye başlayacağı ana kadar dürüstlük üzerinde ısrar eder. Bu durumda dürüstlük kazanmaktan daha az çekici olur (Lovecky, 1999; Freedman, 1999).

Ahlâki ilgi çok küçük çocukta bile gözlemlenebilir. Bu, zihinsel yoğunluğun bir ifadesidir. Duyarlılık ve empati ile birleştirildiğinde, ki bunlar da duygusal yoğunluğun ifadeleridir, ahlâki bağlılık şekline dönüşür. Zihinsel komplekslikleri dolayısıyla üstün yetenekli çocuklar evrende olayların nasıl gerçekleşebileceğine ilişkin ihtimalleri düşünebilirler. Aynı zamanda onlar, dünyanın kendi ideallerinden ne kadar uzakta olduğunu görürler ve derin hayal kırıklığı hisseder ve kimileri de ümitsiz olurlar. İlgilerini başkalarıyla paylaşmaya çalıştıkları zaman, sıklıkla yalanlanma, küçük görme, şaşkınlık ve düşmanlık gibi reaksiyonlarla karşılaşırlar. Üstün yetenekli çocuklar erken yaşta siyasi ve sosyal problemler, değerler ve ahlâk felsefesiyle ilgilendiklerinde, müfredatı içerisinde bu konuların tartışılıp keşfedilebileceği bir kısım özel derslere ihtiyaç hissederler (Sword, 2001). Gelişimsel bakımdan eşzamanlı olmayışları yüzünden sosyal uyum, özellikle çocukluk ve ilk ergenlik yıllarında sıklıkla güçtür. Duygusal yoğunluk ve dinî, ahlâki ve var oluşsal ilgiler ayırt edici özelliklerdir ve bunlar hayat boyu devam ederler (Kearney, 1996).

Üstün yetenekli çocukların duyarlılıkları birçok biçimde olur: Duyguları kolayca incinir; başkalarına karşı çok merhametli, koruyucu tutum içindedirler ve kolayca göz yaşlarına boğulabilirler. Başkalarının duygularını hissedebilirler, eleştirilere şiddetle cevap verirler ve ışığa, gürültüye, hava ve çevre kirliliğine sert tepki verirler. Üstün yetenekli çocukların diğer bir kişilik özelliği üstün yetenekli nüfusun en azından yarısında görülen içedönük olma (introversion)dır. İçedönükler derin duygulara sahiptirler, düşüncelidirler ve murakebe (introspective) halindedirler. Başkalarına saldırganca davranma yerine kendi içlerine çekilirler. Diğer birçok özelliğinin yanında bu dört özelliğin, -duyarlılık, (sensitivity) mükemmeliyetçilik (perfectionism), yoğunluk (intensity), içedönüklük (introversion)- üstün yeteneklilere özgü dikkat çekici gelişimsel, psikolojik ve sosyal yanları vardır. Bir bütün olarak, bunlar üstün yeteneklilerin duygusal çok yönlülüğü gösterirler (Silverman, 1994).

Duygusallık, geleneksel olarak kadınlara özgü ve yüksek düzey bilişe karşıt olan bir özellik olarak kabul edilmiştir. Bilişsel komplekslikle duygusal yoğunluğun birleşmesinden doğan güçlü farkındalık ve ahlâkî duyarlılık, üstün yetenekli bireyleri kimi etkilere açık hale getirir. Yaşıtlarına göre gelişimde daha ileri seviyede olma ve ahlâkî duyarlılık ne kadar büyük olursa, ahlâkî olarak duyarsız bir toplumda çocuğun bir takım olumsuz etkilere açık duruma gelmesi o derece fazla olur. Bu da bir başka açıdan ahlâkî alanda özel eğitimin gerekliliğini ortaya koyar (Silverman, 1994).

Üstün yeteneklilerin duygusal gelişim özelliklerini ayrıntılı olarak Dabrowski’nin teorisinde görmek mümkündür. Duygusal gelişim üzerine teorileri ve araştırmaları ile tanınan Dabrowski, doğuştan gelen belli tepki kalıplarının yetişkin hayatında yüksek değerlerin gelişimi için bir temel oluşturduğunu öne sürmüştür. Nörolojik sınamaları sonucunda Dabrowski (1972) yaratıcılık bakımından üstün yetenekli bireylerin, farklı türde uyaranlara daha belirgin cevaplar verdiğini tespit etmiştir. Bu durumu o, uyarıcılara karşı aşırı duyarlılık (“nadpobudliwosc,” “superstimulatability”) olarak tarif etmiştir. Bunu “aşırı heyecanlanabilirlik” (overexcitability) olarak anlamak mümkündür. Bu güçlü sinirsel heyecan beş değişik türde ortaya çıkmaktadır: Psikomotor, duyuşsal, imgesel, entelektüel ve duygusal. Aşırı heyecanlanabilirler, fiziksel enerjilerinin bolluğu, duyularındaki yüksek akıcılıkları, canlı imgelemleri, entelektüel merak ve dürtüleri ve derin şefkat ve merhamet (care) kapasiteleri ile tanınırlar. Bireyler bunlardan birini veya daha fazlasını değişik yoğunluklarda tecrübe edebilirler.

Dabrowski (1979/1994), aşırı heyecanlanabilir insanları, “kolay incinir, nazik, duyarlı, empatik, saldırgan olmayan, çalışkan ve gayretli, sofistike olmamasına rağmen bilge, merhamet dolu, sıklıkla çekingen ve utangaç, kötülüğe kötülükle karşılık vermektense kendi içine kapanan, derin duygulara sahip, idealistik” olarak tanımlamaktadır. Duyarlılıkları ve bütünlükleri dolayısıyla, bu bireylerin insanlığı daha yüksek değerler kümesine ulaştırma kapasitesine sahip oldukları düşünülmektedir. Fakat onlar aynı zamanda, kalıtsal farklılıkları dolayısıyla toplum tarafından bozulmak riskiyle de karşı karşıyadırlar.

Üstün yetenekli çocuklar üzerine araştırmaları ile tanınan ve çocuğun IQ’sü ne kadar yüksek olursa o kadar erken ahlâkî ilgilerinin geliştiğini keşfettiğini belirten Silverman (1994), 35 yılı aşkın süredir izlediği üstün yeteneklilerin özellikle ahlâkî duyarlılıklarından son derece etkilendiğini belirtmektedir. Bu araştırmacı, üstün yetenekli çocuklardan adaletsizlikle mücadele eden, engelli çocuklarla arkadaşlık eden ve onları koruyan, doğal kaynakları koruyan, başkalarının ihtiyaçlarına cevap veren, bir sınıf arkadaşı küçük düşürülünce sonderece rahatsız olan, et yiyen ailede olmalarına rağmen kendileri vejeteryan olan, kendilerine saldırıldığında dövüşmeyi reddeden, -çünkü kendini savunma da dahil şiddetin her türlüsünün ahlaken yanlış olduğunu düşünmektedirler- Körfez Savaşı’nı sona erdirmek için Başkan’a mektup yazan vs. düzinelerce vakanın olduğundan söz etmektedir.

Üstün yeteneklilerin gelişim ve eğitimi alanında çalışan ilk araştırmacılar üstün yetenekliliğin ahlâkî bileşenlerinin farkına vardılar; üstün yeteneklilerin duygusal kararlılık, sosyal uyum ve ahlâkî karakterini anlamaya çalıştılar. Çünkü insan gelişiminin bu yüzleri, ileri biliş düzeyiyle birlikte örülmüş haldedir. Üstün yetenekli bireylerin girift içsel hayatları, erken etik ilgileri, dünyanın işleyişi ve gidişatı hakkında yüksek farkındalıkları söz konusudur. Bu alanda çalışan son dönem araştırmacıları da üstün yetenekli bireylerde ileri ahlâkî yargılamanın açık belirtilerini gördüler (Silverman, 1994)

Başarılı olmuş üstün yetenekli çocuklar, öğretmenleri tarafından genellikle sorumlu, devamlı ve çoğunlukla inisiyatif sahibi olarak nitelendirilir. Arkadaşlarıyla iyi geçinir ve doğal liderlerdir (Cutts, 2001). Üstün zekâlı çocukların sınıf hocalarından alınan bilgiler, bu öğrencilerin bir çok şekilde hemen herkese yardım etmeye istekli olduklarını ortaya koymaktadır. Çoğu kez bu çocuklar, kendi ödevlerini göreceli olarak bitirdiklerinde, daha yavaş olanlara yardım etmek isterler (Cutts, 2001).

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir