Dr. Özgür Bolat- Beni Ödülle Cezalandırma!

Dr. Özgür Bolat- Beni Ödülle Cezalandırma!

Arkadaşlar bilgianteni sitesinde kitabın özetini çok güzel açıklamışlar. Ben de sizlerle paylaşıyorum.

Dr. Özgür Bolat, ülkemizin evrimi için çok önemli bir eğitimbilimci. Dönüştürücü. Akademisyen. Belli ki bu dünyadaki görevi anne babaları eğitmek, onlara öğretmek, psikolojisi düzgün çocuklar yetiştirebilmek için yol sunmak. Sanki uzaydan bu görev için inmiş; daha iyi bir nesil yetiştirelim diye.

“Beni Ödülle Cezalandırma” isimli yeni bir kitap çıkardı. Muhteşem faydalı. Ebeveynler çocukları için, olmayanlar ise kendini anlamak için mutlaka okumalı.

Kitabın bütün satırları çok kıymetli, yavaş yavaş okuyun, düşüne düşüne. Kendim için hazırladığım notlardan da bir özet hazırladım size, hap niyetine?

Buyurun, okuyun.

BİRİNCİ KISIM – ÖDÜL ÇOCUKLARI NASIL ETKİLER?

  • Ödül, hava kaçıran bir tekerleğe sürekli dışarıdan hava vermeye benzer. En etkili eğitim ödülsüz eğitimdir.
  • Her insanın kabul görmeye ihtiyacı vardır ama bu yargısız olmalıdır.
  • İnsanlar sahip oldukları şeye hemen alışıp, o şeylerden daha az keyif almaya başlar. Buna hedonistik adaptasyon denir.
  • Ödüle alışan çocuğun beyni dopamin salgılamayı bırakır. Yani, o ödülden zevk almamaya başlar.
  • Çocuk severek yaptığı işi, ödül aldıktan sonra daha az seviyor, hatta o işe karşı olumsuz tutum geliştiriyor. Yani, ödül var olan iç motivasyonu öldürüyor.
  • İnsanların endişe yaşamaması için, tutumları ile davranışlarının tutarlı olması gerekir. Aksi takdirde bilişsel çelişki yaşanır. Ödül verilirse, kişide “o iş kendi içinde değerli değil” algısı oluşur.
  • Kişi bir işi kendi iradesiyle ve isteyerek değil de dışarıdan bir kontrol mekanizmasıyla yapıyorsa, o işten soğur. Ödül, çocuğun davranışını kontrol eden bir mekanizmadır. Aynı şekilde, denetleme, değerlendirme, hedef verme, yarıştırma, cezalandırma gibi tüm kontrol mekanizmaları iç motivasyonu olumsuz etkiler.
  • Ödül, amacı araca dönüştürür. Ödülle ödev yapan çocuk, ödevi araç, ödülü ise amaç olarak görür.
  • Bir insan hayatta olup bitenleri ne kadar kendi kontrolü altında görüyorsa, o kadar “iç kontrol odaklıdır”, ne kadar kendi kontrolü dışında görüyorsa o kadar da “dış kontrol odaklıdır”. Dış kontrol odaklı insanlar kendilerini birer piyon gibi görür. Kendilerine yabancılaşır. Başarılı ve mutlu olmak için iç odaklı olmak şarttır. Ödül, bireyleri dış odaklı yapar.
  • Aileler ve öğretmenler çocuklara ödül vaat ettiği an, aslında onu gizliden gizliye cezalandırmış olur. Ödül, içinde ceza barındırdığı için, ödüllendirilen çocuk kendi içinde endişe taşır. Ödül ile ceza özünde aynıdır. İkisi de kontrol mekanizmasıdır. Ödül, bir yapay sevgi aracıdır.
  • Övgü için de aynı şey geçerlidir. Sürekli övgü alan ve övgüye bağımlı olan çocuk, övgü alamadığı zaman, kendisini cezalandırılmış hisseder.
  • Ödülün miktarı ne kadar artarsa, endişe de o kadar artar. Endişe arttıkça da performans düşer. Kişi stres yaşadığı an, beyin tehlike var zannediyor. Stres ve heyecan ne kadar artarsa, odaklanma ve muhakeme becerileri de o kadar düşüyor ve kişi olduğundan daha kötü performans sergiliyor. Her iki duygunun da altında korku yatar. Kişi korkusunu yönetebileceğini düşünürse heyecan, yönetemeyeceğini düşünürse endişe hisseder.
  • Ödül, mekanik işlerde performansı arttırır ama yaratıcılık ve muhakeme gerektiren işlerde artırmaz. Karmaşık, muhakeme gerektiren işler için çocuğa ödül verirseniz çocuk bu işi yapar ama düşünmeden, kendisini vermeden, mekanikmiş gibi.
  • İnsan davranışlarını iki tür norm yönetir; sosyal normlar ve pazar normları. Bir iş için ödül verilince, ilişkinin içine pazar normu girer. Davranışlar iyilik olmaktan çıkar, paralı hizmete dönüşür. Bu da kişilerin değerlerini öldürür. Ödül, var olan değerleri de zayıflatır.
  • Amaç ödül kazanmak olunca, insanlar daha çok etik dışı davranışa yöneliyor. Ödül ahlaklı olmamayı öğretiyor.
  • İnsanlar birbirine güvendiği zaman, mutlu oluyor. Güveni sağlayan hormon da oksitosin. Oksitosini salgılatan da ilişkiler. Yani, bir insanın ilişkileri ne kadar kuvvetli olursa, o kadar mutlu oluyor.
  • Testosteron hormonu salgılanınca, insanlar saldırgan oluyor ve empati kuramıyor. Ödül ve rekabet de bu hormonu salgılattığı için insanlar arasındaki ilişkiyi bozuyor.
  • Mutluluğun özünde kabul görmek var. Kabul gören insanlar mutlu oluyor. Rekabet ve ödül ortamında kaybedenler, kabul görmedikleri için mutsuz oluyor, özgüvenleri sarsılıyor.
  • İnsanlar için en önemli değerlerden biri adalet değeri. Adaletli ortamlarda insanlar hem daha verimli hem de daha mutlu oluyor. Ama ödül kurumlardaki adalet duygusunu öldürüyor çünkü ölçütler subjektif olduğu için, ödül adaletsizlik yaratıyor.
  • Bir sorun, onun ana kaynağı anlaşılmadan çözülemez. Belirtiyi değil de asıl sorunu çözmek gerekir. Asıl sorunla uğraşmak istemeyenler, kısa yoldan çözmek için ödül kullanır.

 

İKİNCİ KISIM – ÖDÜL YERİNE NE YAPMALI?

  • “Koşulsuz ebeveynlik” prensibini uygulamak çok önemli.
  • Ödül vermek yerine kök sorunu çözmek gerekir.
  • Ailenin ihtiyaçları değil çocuğun ihtiyaçları ön planda olmalıdır.
  • Çocukla bir sorun yaşıyorsak, yapılması gereken çocuğu değil kendimizi değiştirmektir. Bu değişim, sadece davranış düzeyinde değil, düşünce düzeyinde olmalıdır.
  • Önemli olan çocukta davranışı belirleyen temel bir değerler sistemi oluşturmaktır. Bu da kontrol mekanizmaları ile değil, model olarak oluşturulur.
  • Çocuklar söylenenleri değil, gözlemlediklerini yaparlar. Aslında çocuk ailesinde gördüğü, ailenin de kendisinin farkında olmadığı bir tutumu sergiliyor olabilir.
  • Aile ödül vermek yerine, kendini analiz ettiği ve çocuğuyla etkinlik yaptığı zaman, çoğu sorun çözülür.
  • Çocukla gerçek ilişki kurmak, onun gelişiminden çok daha önemlidir. İlişkisi zayıf olan çocuk, başarılı olsa da mutlu ve huzurlu olmakta zorlanır.
  • Dört adımlı bir yöntem var: PİDE. (Perspektif-İhtiyaç-Duygu-Emek). İlk olarak çocuğun bakış açısını anlamak gerekir çünkü ona göre her davranışı çok mantıklıdır. İkinci olarak onun ihtiyacını anlamak gerekir. Üçüncü olarak ihtiyacın temelindeki duyguyu keşfetmek gerekir. Bunları yaptıktan sonra da son olarak çocukla ilişki kurarak beraber çözüm üretilir.
  • Birey geliştikçe iç motivasyonu artar. Yaptığı işten keyif alır. Bunun için de çocuklar kendi seviyelerinin biraz üstünde işler yapmalıdır. Gelişim ihtiyacını, geribildirim ve öz değerlendirme artırır.
  • Ama bazen amaç çocuğu geliştirmek değil, onunla ilişki kurmaktır. Bu durumda da yapılması gereken, çocuğa ilgi soruları sormaktır. Çocuk yaptıklarını anlattıkça o işten keyif alır.
  • Çocuğa sorumluluk kazandırılırsa kontrol edilmesine gerek kalmaz. Bunun yolu demokratik aile olmaktır. Hem çocuğa bir düzen sunmalı hem de özerklik verilmelidir. Bunu yapmanın da üç temel adımı vardır. İlk önce evde kurallar ve rutinler yoluyla düzen kurulacak, daha sonra da bu düzen içinde çocuğa seçme hakkı verilecek. Çocuk kurallara uymazsa ödül ya da ceza olmayacak, problemin temeli anlaşılıp çözülecek. Problemi çözme sorumluluğu ailenin rehberliğinde çocuğun olacak. Problemi çözmek mümkün değilse, çocuktan kurala uyması istenecek ama bu durumda onun duygusu onaylanacak. Çocuk tüm bunlara rağmen sorumluluğunu yerine getirmezse, yine ödül ve ceza olmadan, davranışın bedeli ödetilecek.
  • Bedel, davranışın doğal sonucudur. Cezadan çok farklıdır.
2 Yorumlar

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir