Armağanlı Çocuklar

Armağanlı Çocuklar

Arkadaşlar Öğrenci Koçu İnci Erdoğan’ın yazısını sizlerle paylaşıyorum.

İngilizce”de “Gifted Children” diye bir tanımlama var. Türkçesi “Armağanlı Çocuklar”. Bu tanım herhangi bir konuda üstün yeteneği olan çocuklar için kullanılıyor.

Türkiye geneline baktığımızda ise bu çocukların çoğu neredeyse “sorunlu çocuk” olarak etiketleniyorlar. Çünkü herkes gibi değiller. Çabuk öğrenip çabuk sıkılabiliyorlar, daha hareketli, daha duygusal olabiliyorlar. Sorguluyor ve karşı çıkıyorlar. Her şeye verecek bir cevapları var, kolay kolay söz dinleyemeyebiliyorlar. Biz büyükler ise onlara nasıl davranacağımızı bilemez bir halde panikleyip yanlış kararlar verebiliyoruz. Yanlış davranışlar ve kararlar da sonuçta bu çocuklarda özgüven azalmasına, sosyal fobilere hatta depresyona bile yol açabiliyor.

Peki ne yapmalıyız?
Öncelikle şunu hatırlamamız gerekiyor: her çocuk kendine özgü bir armağanla dünyaya geliyor. Onları oldukları gibi kabul etmeli, duygularını ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışmalıyız. Onlarla konuşurken kelimelerimizi dikkatli seçmeli, pozitif bir dil geliştirmeliyiz. Kabul gördüklerini hissettikleri zaman rahatlayacak , sakinleşecek ve onlar da kendi armağanlarının farkına varmaya başlayacaklar.

Duygularını anlamak ve duygularımızı anlatmak özellikle çok önemli. Her konuda olduğu gibi bu konuda da örnek olmalı ve öncelikle kendimiz çocuğunuza yaşadığımız duyguları ve bu duyguların bizim üzerimizdeki etkilerini kelimelerle ifade etmeliyiz.

“Bugün canım sıkkın toplantımız biraz keyifsiz geçti, çok istediğimiz bir işi yapamayacağımızı öğrendik, şu an biraz üzgünüm, yalnız kalmaya ihtiyaç duyuyorum” cümlesinde olduğu gibi.

Aynı şekilde, çocuğun yaşadığı özel bir durum karşısında da onun duygularını anladığımızı belli edebiliriz: “Arkadaşın sana vurduğunda canın acıdı ve ağladın. Senin canını yakmasına ben de çok üzüldüm. Kimsenin senin canını acıtmaya, senin istemediğin şekilde sana dokunmaya hakkı yok. (bir süre sonra çocuğunuz konuşmaya hazır olduğunda) Arkadaşının senin canını bir daha acıtmaması için onu durdurabilecek bir yöntem geliyor mu aklına? Evet, sana katılıyorum, bu aklına gelen üç fikri deneyebilirsin: Ona “dur/ yapma/ bana dokunma/ bunu istemiyorum” diyebilirsin, hala canını yakmaya çalışıyorsa oradan uzaklaşabilirsin, yanına tekrar gelip seni rahatsız etmeye çalışırsa öğretmenine durumu anlatıp ondan yardım alabilirsin.”

Böyle bir dil geliştirebilmemiz için öncelikle bizim çocuğa olan bakış açımızı gözden geçirmemiz gerekiyor. Onu nasıl değerlendiriyoruz? Çocuğumuzu tanımlayacak olsak seçeceğimiz ilk 3 kelime ne olurdu? Onunla olmaktan zevk mi alıyoruz yoksa onunla geçirdiğimiz zamanlar çekilmez bir hal mi alıyor? Onun hatalarına mı yoksa başarmaya çalıştıklarına mı odaklanıyoruz? Çocuğumuzun çabasını mı yoksa ulaştığı sonucu mu takdir ediyoruz? Kendimizi eleştiren evebeyn mi yoksa destekleyen evebeyn mi olarak tanımlarız?

Bunları kendinize tek tek sormanızı rica edebilir miyim? Cevaplar çok önemli! Çünkü ona karşı hissettiklerimiz aslında ona hissettirdiklerimizdir. Bunun bilinciyle hareket etmemiz gerekir. Tüm bu cevapları verdikten sonra çocuğun nasıl hissettiğini fark etme şansımız artacak. Farkettikçe anlayacak, anladıkça kabullenecek, kabullendikçe bize verilen armağanları daha da çok seveceğiz ve biliyoruz ki sevgi tüm dünyayı değiştirebilecek güçtedir.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir